“Gökyüzünü çadır, Güneşi tuğ eden bir ecdadın torunlarına…”
Yusufiyeli Ağabeğlerimiz,
Bir Eylül ayını daha geride bıraktık ... Demek, o kara ve kanlı Eylül’ün üzerinden tam 27 yıl geçti. Geride ise darağacında “soldurulan” 8 Gül, binlerce şehit, istikbali karartılan bir nesil ve hesabı sorulamayan bir “dava” kaldı…
Yaşamaktan çok inandıkları değerlerin yaşatılması için mücadele eden “Yusuf yüzlüler” sizlere layık olamadık, bizi affedin. Ölerek yaşatmanın ne demek olduğunu sizlerden öğrendik ama sizler gibi ölmeyi bir kenara bırakın adam gibi “yaşayamadık” bile sevdalarımızı, bizi affedin… Artık bıraktığınız gibi değil “hiçbir şey”…
Bir zamanlar “iflah olmaz birer Türkeş çiydik!”. Sonra Başbuğ Hakk’a yürüdü ve onca yıllık kardeşlik, ülküdaşlık bağları eridi, eritildi. Biz “Sizin yanlışınız bizim doğrumuzdur” demeyerek saf tuttuğumuz için, “Yanlış yapmayın” dediğimiz için “hain” ilan edildik...
Bir ara iktidar ortağı olunca sevindik. Şehitlerimizin, gazilerimizin,”mahzun ve mazlum bir neslin” hesabını sorarlar diye ümitlendik.. Marmaris’teki kan emici “itin” yakasına yapışıp hesap sorarlar diye çok bekledik ama olmadı..”Orada bir it var onun yüzünden bütün Marmaris`i ateşe verirdim” türküsü ile kendimizi avuttuk, bizi affedin...
Hesap sormak bir yana “bunlar eli kanlı katil” diyenlere, cevap veremeyen, aldığı Devlet(!) terbiyesinden olsa gerek, ”esas duruşunu bozmadan” selam duranları görünce utandık... Dahası o malum kadının ismi ile anılan “Af (!)”ın kapsamına, 12 Eylül mahkemelerinin verdiği insafsız cezalar nedeniyle hala “Yusufiyelerde” çile dolduran Muhsin Kehya, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Taylan Çoklar, Önder Ersoy, Ünal Osmanağaoğlu gibi arkadaşlarımız alınmadığı gibi, bunların aftan yararlanmasını gerektiğini söyleyenlere “Üç-beş çapulcu için hükümeti mi bozayım!!!” diyen bir şahsın, Başbuğun emaneti olan bir partide “Genel başkanı” olarak oturmasını “bunca şeye rağmen “ hazmedenleri görünce tiksindik... Bizi affedin...
Aziz Şehitlerimiz,
Memleketimizde değişen bir şey yok... Saçlarımıza dökülen aklardan başka…Ama bunca ihanete, kahpeliğe rağmen iyi şeyler de yok değil… Ülkücü olmanın ve “ülkücü kalmanın” enayilik sayıldığı ülkemde, enayilik sayılsa da “inadına” Ülkücü kalacağız diyen bir grup “deli” ülkücü hala var... Onlar hala sizin yolunuzdan yürüyorlar... Belki ara sıra mezarlarınızı da ziyaret edip “gül bırakıyorlar”, size fatihalar yolluyorlar...
Rahmetli Galip Erdem’in dediği gibi, “uyuyan ve uyutulan milletimin kulaklarının dibinde davul çalmaya devam ediyorlar”... Her zaman yüce Türk Milletini sahipsiz sananlara bu vatanın sahipsiz olmadığını göstermek için “dimdik ayaktalar”...Allah şahidimizdir, her zaman siz şehitlerimizle beraberiz... Çünki biz sizden hiç ayrılmadık ki... Sürekli hasbihal ediyoruz sizlerle...
-Ruhi Kılıçkıran ...?
-Burada !
-Süleyman Özmen ...?
-Burada !
-Recep Haşatlı
-Burada !
- Darağaçlarına çekilen 8 yiğidim... Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kesre, Selçuk Duracık, Halil Esendağ, Cevdet Karakaş, Cengiz Baktemur... sizler de burada mısınız ? !
-Evet !
Allah’a, Kuran’a ve silaha yemin olsun…! Davanız davamız, yolunuz yolumuz, emanetiniz emanetimizdir ! Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız! Emanet ettiğiniz TÜRK-İSLAM DAVASI nı sonsuza kadar yaşayacağız ve yaşatacağız... Ve ardınızdan marşlar söylemeye devam edeceğiz;
- YASTIĞIMIZ MEZAR TAŞI YORGANIMIZ KAR OLSUN,
- BİZ BU YOLDAN DÖNERSEK NAMUS BİZE AR OLSUN…<!--[if !supportEmptyParas]-->
Fahri BOZGEYİK |