|
|
October 05 Hakkari’nin Şemdinli ilçesindeki Aktütün Karakolu’na teröristlerin ağır
silahlarla Kuzey Irak’tan açtığı ateş sonucunda 15 asker şehit oldu.
Çatışmalarda 23 terörist öldürüldü. 2 uzman erbaştan ise haber
alınamıyor. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, silah arkadaşlarına ve
onların değerli ailelerine, yüce milletimize başsağlığı, yaralılarımıza acil
şifalar diliyoruz... acımız büyük inşallah türk silahlı kuvvetleri gerekli
tedbirleri alır bir defa bu acıyı yaşamayız ...... MHP lideri Bahçeli:
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye hem
silahlı terörle hem de etnik bölücülükle mücadelede tarihi bir yol ayrımındadır”
dedi.
Bahçeli, Şemdinli Aktütün sınır karakoluna yönelik saldırı ile
ilgili yaptığı yazılı açıklamada, 15 askerin şehit edilmesinin milleti derinden
yaraladığını ve öfkelendirdiğini belirtti.
Bu saldırıyı nefretle
lanetlediğini ifade eden Bahçeli, “Güvenlik güçlerimizin terörle mücadelede
sergilediği üstün başarılara rağmen, terör saldırılarının tırmanarak sürmesi
Türkiye Cumhuriyeti'nin komşu devletten beslenen açık bir saldırı ve tehdit
altında olduğunu bir kez daha ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya
koymaktadır” dedi.
Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terörün ve tahriklerin
hedefinin Türkiye'nin milli birliği, toprak bütünlüğü ve milli varlığı olduğunu
belirten Bahçeli, Türkiye'nin hem silahlı terörle hem de etnik bölücülükle
mücadelede tarihi bir yol ayrımında olduğunu kaydetti.
Konunun artık
“milli güvenliği küresel güçlerin iznine ve müsamahasına bırakamayacak kadar
ciddi, vahim ve son derece önemli hale geldiğini” ifade eden Bahçeli, terörle
mücadelede partiler üstü bir anlayışla milli bir seferberlik başlatılmasının
artık kaçınılmaz olduğunu belirtti. Bahçeli, şunları kaydetti:
“Özellikle
son aylarda hedef gözetmeksizin yoğunlaşan terör eylemleri iktidarın mücadelede
aldığı tedbirlerin yetersizliği konusunda yaygın bir kanaat oluşturmaya
başlamıştır.
Hükümet bölücü teröre karşı ülke sathında ve sınır ötesinde
etkili ve amansız bir mücadele verilmesi ve terör unsurlarının gerçek anlamda
tasfiyesi için siyasi irade ve kararlılık sergilemeli ve bunun için gerekli tüm
tedbirleri vakit geçirmeden almalıdır. MHP bunlara tam destek vermeye
hazırdır.
Bu çerçevede güvenlik güçlerimizin terörle mücadele için
ihtiyaç duydukları yetkilerle donatılması, bu konularda yaşanan sıkıntıların
giderilmesi ve bölücülüğün bütün yönleriyle ortadan kaldırılması amacıyla
gerekli yasal düzenlemeler süratle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
getirilmelidir.
İç çatışma ve bölünme dinamiklerini harekete geçirmeyi
amaçlayan hain tahriklerin son dönemde tırmanması üzerinde de durulmalı, sol
olarak Balıkesir'de yaşanan üzücü olaylar hepimiz için uyarıcı
olmalıdır.
Türkiye'yi bir kardeş kavgasına sürüklemeyi amaçlayan bu
tahriklerin sonuçsuz bırakılması iktidarı ve muhalefetiyle hepimizin ortak
görevi ve sorumluluğudur.
Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda bugüne
kadar sürdürdüğü sorumlu ve sağduyulu tutumunu bundan sonra da
koruyacaktır.
Bu elim hadiseyi nefretle karşılıyor, devletimizin
bağımsızlığı, milletimizin birliği uğruna kahramanca görev yapan askerlerimizden
şehit olanlara Cenab-ı Allah'tan rahmet, yaralananlara acil şifalar, ailelerine,
aziz milletimize ve silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.” Ya Rabbi! Eğer
imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki :
Allah'tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın
Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer
Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim
ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.
Ya
Rabbi! Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki:
Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın
Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer
bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki:
Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın
Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer
farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse derim ki:
Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın
Resulüdür.
Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür. Ey diri
olan! Ey ebedi var olan! Ey izzet ve ikram sahibi olan! Ey gücün,
şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım! Halimi düzelt, işlerimi
güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru, düşmanların şerrinden,
şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni
koru ey Rabbim!
Ya
Rabbi! Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden eyle…
dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna
erdir.
Ya Rabbi! Ömrümün
son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana son anda;
şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed
(sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et...... Zülkarneyn Aleyhisselam
ordusuyla gece yolda giderken ordusuna “ayağınıza takılan şeyleri toplayın” diye
emir verir. Ordu bu emri duyunca;
içlerinden bir
grup:
-“Çok yürüdük, çok yorgunuz.
Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı
yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım” diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise;
-“ Madem Komutanımız
emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına
itaat etmek gerekir.” diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise;
-“Komutanımız bir şeyi
boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete
mebnidir” diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden
geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.
Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci
grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl
dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık” diyerek
pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise;
-“Ah ne olaydı da biraz daha
fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık” diye sitem
ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup
ise:
“Keşke gereksiz, lüzumu
olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi
doldursaydık, daha fazla alsaydık” diyerek, fazla almalarına rağmen
üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi
ağıtlarda bulunacak.
Kafir olan;
- “Keşke iman etseydik,
keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda
Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık,”
Mü’min, fakat az sevabı
olan;
-“Keşke biraz daha sevap
işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.”
Mü’min,çok sevabı olan
ise;
-“Ah ne olaydı da Makamımı
biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka
verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım...”
diyeceklerdir.
Rabbim bu misallerden
ders alıp, Ahirette pişman olmayacağımız ameller işlemeyi nasip
eylesin....
"VAR"SIN YOK DESiNLER! 
|
| VAR’A ‘yok’ demekle, nesi değişir ki ‘var’ın? Varsın Allah’ım varsın!
Diller yok diyorsa yalan, kalplerde senin adın yazılı... Canlar Seninle
yaşıyor... Eller, sen istersen tutabilir, dizler de öyle... Alâim-i Semâ
senin. Gökkuşağında renkler Seni gösteriyor, ‘ressam’ yok dese dert midir?
Şarkılarda ismin geçmese ne gam? Sesler seni söylüyor. Senin besteni şakıyor
bülbüller!
Gül
gülümsüyorsa senin güzelliğinden...
Rahmetinin katresidir yağmur, bahçeler hep senin.
En
şefkatli sensin Allah’ım. Çünki sensin anneleri yaratan...
En
kudretli sensin Allah’ım Çünki sensin dağları dik tutan...
Çocukların pamukçacık ellerinde, çimenlerin yeşermelerinde, sevdâlıların
sıcacık yüreklerinde ‘apaçık’ sen ‘saklısın’...
Sana
‘yok’ diyeni ‘yok’tan ‘var’ eden de sensin.
Bolluklar mükâfatın, kıtlıklar ikazın... Ferahlıklar, sıkıntılarımıza
teselli, üzüntüler seni hatırlamamız için...
O
kadar varsın ki...
Varlığının heybeti karşısında başımız dönüyor, tıpkı dünya gibi...
Sensiz yaşanmıyor...
Milyonlarca yıldır, milyarlarca hayat ve her hayat sahibine her an
taptaze nefesler veren nasıl ‘yok’ olur, nasıl ‘yaşamaz’?
 
Hayatı veren sensin. Hayat da, hayatım da senin. Kendini bilmeyen seni
tanımamış; kim neylesin?
Anlamayı, bir adıma karşılık bin adımla koşuşturan sensin.
‘İnanılan’ da sensin ‘inandıran’ da...
‘Var’
daha ‘yok’ iken ‘var’ olan da sensin.
Her
zaman her yerde ‘var’ olan da!
Sevgin zerre eksilse üzerimizden ve bir an çevrilse bakışların, tutuşur
yanarız...
Asırlar bir ince perde, mekân bildiğimiz, ayak bastığımız,
paylaşamadığımız dünya bir durak...
Bir
hak verdin... Akıl, duygu, dudak verdin, söyleyeceğiz...
Kaderimizi kendimize ‘yazdıran’ da sensin.
Yarattın, yaşatıyorsun, dirilişimiz vaadin...
Sen
vaadinden dönmeyensin, senindir sonsuzluk!
‘Küçükler’ Senden uzaklaştıkça küçüldüler, ‘büyükler’ sana yaklaştıkça
büyüdüler.
Yûnus
balığın karnında, Yûsuf zindanda senin kölendi. Hürriyet sendeydi, sen
Rabbimizsin...
Serinlik Sendendi, İbrahim’i ateşin yakışından kurtaran... Mûsa’yı
Firavun’un sarayında büyüten sendin.
Sendin hem yetim, hem öksüz Muhammed’i (asm) Mirâc’a çıkaran...
Yûsuf
Züleyha’yı senin için reddetti...
O,
her şeyi!
Allahım:
Rüzgârdan, ışıktan, lisandan, insandan deliller gönderdin.. Her oluş, her
tükeniş işâretindi!
Peygamberlerin, nizâmını anlatan yazının satırbaşlarıydı, kelimelerindi
velilerin: dostların, senin imla işaretlerin...
Geylânî seni söyledi, Rabbanî seni, Mevlânâ sana çağırdı, Gazâlî sana.
Bediüzzaman’ın “çağına ve sonrasına” seni anlatan sözü binlerce sayfa sürdü...
“Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur” dedi Necip Fazıl, Sen çileyi
mutluluk yapansın.
Varsın Allah’ım varsın...
Hilekârsa bilim, edepsizse edebiyat, sahteyse san’at,gerçeğini; amacını
kaybetmişse ‘yok’ diyorsa desin!
 
Küçük
kitaplar ‘yok’ yazsa?
Kâinat ‘var’ yazan koca kitap!
Yazan
sensin, okutan sensin.
Selâm
sana sevgili.
“Bir
nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş...”
Atomundan galaksisine, zerresinden küresine, yarattığın ne varsa, hepsi
içimde dönüyor... Dalgalanıyor denizlerin damarlarımda, buğulanıyor gökyüzü
gözlerimde, rüyalar içindeyim, çiçekler içinde, güneşler açıyorum... Bir küçük
kâinatım!
İnsanım ve inanıyorum sana.
Kundaktan kefene, beşikten musallaya ve oradan ‘asıl hayata’ uzanan
rahmetine... Şelâlelerde çağıldayan, mercanlarda parıldayan güzelliğine...
Toprak kokan mahsuller, kovanlar, peteklerce ikram ikram üstüne bereketine...
Kan kırmızı karanfillerden, gözbebeklerine kadar, binbir çeşit ve rengârenk
sanatına inanıyorum...
‘Yok’a inanmak ‘yok!’
Şüphesiz inanılacak yalnız sensin.
Sebepler! Size söylüyorum, sizi sebep gösterenlerde suç, Sevgilim ‘ol’der
ve ‘olur’...
Allahım...
Bir
sevdâdır sana inanmak...
Gurbette âniden kavuşmaktır!
Her
şeyimi sen verdin, her şeyim senin.
Seni
sana lâyık anlatamadım affet! Kelimem yetmedi! İşte Allah’ım bu kulunun bütün
söyleyebildiği bu kadar.
Ben
bu kadarım...
Şükür
ki sen bu kadar değilsin!
| April 03  YANDI YÜREKLER YANDI Kurtlar puslu havada Toplandı ankarada Giden heybetli çınar Milyonlarsa arkada Yandı yurekler yandı Yagan kar ıle sonmez Mılyonlar bır agızdan Dıyor basbuglar olmez Başbuglar ölmez Vatan mıllet aşkına Gecen cılelı omur Yatak yorganda degıl Cınar ayakta olur Yandı yurekler yandı Yagan kar ıle sonmez Mılyonlar bır agızdan Dıyor basbuglar olmez Başbuglar ölmez Neyler kerkukte turkmen Turkıstan neyler onsuz Sabır ver yuce mevlam Kaldık bassız ve kolsuz Yandı yurekler yandı Yagan kar ıle sonmez Mılyonlar bır agızdan Dıyor basbuglar olmez Başbuglar ölmez M.Yıldızdoğan April 02
ASIN BU KATİLİ NEFES ALMASIN, ŞEHİDİMİN KANI YERDE KALMASIN!..
Seksendört yılında Siirt ilinde İlk pusuyu kurdular Eruh yolunda Mehmedim’in türküsü alem dilinde Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Okullar camiler yanmış yıkılmış Üç günlük bebeğe kurşun sıkılmış Analar hep yasta boynu bükülmüş Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Yakılan köyleri anlatır biri Dili dolaşıyor benzi sapsarı Gidenler bir daha dönmüyor geri Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Suriye Bekaa dolaşıp durdun Çoluğu çocuğu ölüme sürdün Birinci dersini Kenya’da gördün Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Gözün aydın olsun yurda hoş geldin Onbeş yıl bekledik niye geç kaldın Sürdüğün saltanat bitmezmi bildin Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Fırsat verilirse hizmet edecek Çoban olup dağda davar güdecek Bir yolunu bulsa Şam’a gidecek Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Bu rezil yüzünden ne canlar yandı Otuzbin can gitti ocaklar söndü Annem de Türk dedi Kıble’ye döndü Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Suriye İran Irak destek olmasın Avrupa bu işe köstek olmasın Gerek yok gözlemci filan gelmesin Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Pişmanlık yasası çıksın ne demek Bunun Türkçesi katile af demek Abesle iştigal resmen halt yemek Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Yetim yavruların yükselen sesi Hakim bey savcı bey dinleyin bizi Kırılsın o kalem yazmasın yazı Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Ağlayan sızlayan analar gördüm Düşündüm taşındım kararı verdim İlmeği yağladım urganı gerdim Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Şehit Hüseyin’in oğlu büyümüş Mahkemede bir bak yiğit ne imiş Biz kararı verdik yok artık dönüş Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Yerin yurdun belli rahat olsunlar Adresin İmralı böyle bilsinler Dağdaki itlerin gelip alsınlar Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Avukatlar gelip gelip gitsinler İmralı havası alıp gitsinler Savunmana delil bulup gitsinler Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Yetmiş avukata ne gerek vardı Dangalos Dallama gelse yeterdi Üçü bir arada olup biterdi Asın bu melunu nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Şehidin geride oğlu kızı var Yanmış yüreklerde dinmez sızı var Bir bilsen kellende kimin gözü var Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Şehitlikte açık görüş olmuyor Feribotla bacı kardeş gelmiyor Olanları aklım fikrim almıyor Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın!..
Cümle şehitlerin adı sorulsun Kıssadan hisse hesap görülsün Fazla uzatmayın kalem kırılsın Asın bu katili nefes almasın, Şehidimin kanı yerde kalmasın
KÜRŞAD
Kürşad; 621 senesinde Çinli eşi İ-çing Katun tarafından zehirlenerek öldürülen Doğu Göktürk Devleti kağanı Çuluk Kağan’ın küçük oğludur. Çuluk Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bağatur Şad, Kara Kağan adını alarak hükümdar oldu ve ağabeyinin Çinli eşi ile evlenerek Ötüken’deki Türkler arasında huzursuzluğa yol açtı…
Bir tarafta Çinliler, diğer yanda da Sırtarduş Bayurku, Dokuz Oğuz, Uygur gibi Türk boylarının Göktürklere başkaldırıp savaşmaları ve ayrıca İ-çing Katun’un Ötüken’de esir durumda yaşayan Çinli azınlığa destek çıkarak bunların zenginleşmesini sağlaması sayesinde giderek zayıflayan ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkler, 629 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşta tuzağa düşerek yenilince Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.
Başta Kara Kağan ve Kürşad olmak üzere binlerce Göktürk Çinlilere esir düşerek Çin’in başkenti Siganfu’ya götürüldüler ve orada kendilerine tahsis edilen bölgede yaşamaya mecbur edildiler.
Türkleri asimile edebilmek amacıyla Göktürk soylularını hassa ordusunda subay olarak görevlendiren Çinlilerin bu taktiği bir işe yaramamış, Türkler bağımsızlıklarına kavuşup yeniden devlet kurmak amacıyla fırsat kollamaya başlamışlardır. Kürşad da Çin hükümdarının ordusunda subay durumundadır fakat kılıcını milletinin özgürlüğü için çekeceği günü beklemektedir.
Esaretin beşinci yılında Kara Kağan kahrından ölür. Esaretin onuncu yılında, yani 639 senesinde, Bozkurt soyunun en büyüğü konumundaki Kürşad durumun iyice kötüye gittiğini görerek kırk çerisi ile birlikte ihtilal yapmaya karar verir.
Geceleri kılık değiştirerek Siganfu sokaklarında tek başına dolaşma adeti olan Çin hükümdarı Tay-tsung’u yakalayarak rehin almaya ve bu sayede Çin sarayına girerek orada bulunan Kürşad’ın ağabeyinin oğlu Urku Tigin’i kurtarıp, toplayabildikleri kadar Türk ile birlikte Ötüken’e giderek tekrar devlet kurmaya, Urku Tigin’i de kağan ilan etmeye karar verirler. Bu uğraşta başarılı olurlarsa budun kurtulacak, başaramazlarsa da dökülecek kanları geride kalanlara ödevlerini hatırlatacaktır.
Fakat ihtilal için harekete geçtikleri gece sağanak halinde yağan yağmur yüzünden Çin hükümdarı sarayından dışarı çıkmaz. İhtilali ertelemenin sakıncalı olacağını düşünen Kürşad, kırk çerisiyle birlikte Çin sarayına yürür, amacı sarayı basarak hükümdarı esir almaktır. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında yüce dileğe doğru yürüyen kırkbir Türk yiğidi sarayın kapısına vardıkları anda cenk başlar. Yüzlerce Çinli askeri öldürürler ama binlercesi üzerlerine saldırmaya devam eder. Göktürklerin bir kısmı sarayın içinde savaşırken şehit olur, sağ kalanlar ise Kür Şad’ın önderliğinde saraydan çıkarak Vey ırmağına doğru ilerlerler, niyetleri ırmağı geçerek Ötüken’e doğru at koşturmaktır. Ama sağanak halinde yağan yağmur yüzünden yükselen sular köprüyü sürükleyip götürdüğü için karşıya geçemezler ve peşlerinden gelen Çin ordusu ile son kez cenke tutuşurlar. Binlerce Çinli askere karşı savaşan bir avuç Türk yiğidi peş peşe uçmağa varırlar. Sadece Kürşad sağ kalmıştır, tek başına Çin hükümdarlığına karşı savaşmaktadır. En sonunda O da şehit olur fakat elinde kılıcıyla atının üzerinde durmaktadır, öldüğü halde yere düşmemiştir… Kürşad ölmüş fakat yenilmemiştir… Kürşad ve kırk çerisinin yaptıkları ihtilalden sonra korkuya kapılan Çinliler, Siganfu’daki bütün esir Göktürkleri mecburen serbest bırakırlar. Göktürkler kırküç yıl boyunca dağınık bir şekilde yaşarlar, bazı Göktürk soyluları yeniden devlet kurma girişiminde bulunsalar dahi başarılı olamazlar… Fakat 682 senesinde Bozkurt başlı sancak tekrar kaldırılır ve Kutluk Şad (İlteriş Kağan) ile Bilge Tonyukuk İkinci Göktürk Devleti’ni kurarlar…
ÜSTTE MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE,
ALTTA YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE,
SENİN İLİNİ VE TÖRENİ, KİM BOZABİLİR ?
EY TÜRK ! TİTRE VE KENDİNE DÖN !
December 18   BAYRAMINIZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN December 08
Zamanın birinde; adamın biri, kasabanın tam ortasına bir “çeşme” yaptırmış... Üzerindeki mermere de şöyle bir yazı yazdırmış: “Bu çeşmeden herkes su içebilir, ama Müslümanlar asla!” Müslümanlar şaşırmış... Çünkü, “çeşme”yi yaptıran bir “Müslüman”, ama o yazıyı yazdıran da aynı Müslüman!
Çıkmış biri Kadı Efendi’nin huzuruna ve şikâyet etmiş adamı... Kadı hazretleri, ertesi gün yaka-paça getirtmiş adamı: “Be adam, bu ne densizliktir!” Adam, “O yazıyı yazdırmamın bir sebebi var” demiş ve “hikmet”in anlaşılabilmesi için, kendisine “tutuklama yetkisi” verilmesini istemiş. Hikaye bu ya... Kadı da merak etmiş, işin nereye varacağını... Ve, istenen “yetki”yi vermiş.
Adam, dönmüş kasabaya... Aldığı yetkiye dayanarak, önce kasabadaki Haham’ı tutuklamış!... Bütün Yahudiler ayağa kalkmış... Gürültü-patırtı, tepki, protesto derken, varmışlar Kadı Efendi’nin huzuruna: “Haham’ımızı isteriz!” Haber salmış Kadı Efendi kasabaya... Haham "serbest" bırakılmış. Birkaç gün sonra, bu defa kilisenin “Papaz”ını tutuklamış çeşmeyi yaptıran adam. Bu defa Hıristiyanlar ayaklanmış... Doğruca Kadı Efendi’nin huzuruna: “Papazımızı isteriz!”
Uzatmayalım... O da "serbest" bırakılmış. Çeşmeyi yaptıran adam, bu defa kasabanın tek “imam”ını tutuklayıp, atmış zindana. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş, üç gün geçmiş.... Ne bağıran var, ne çağıran!... Kadı Efendi beklemede... Ne gelen var, ne giden!... Dayanamamış, kendi düşmüş yollara... Gelmiş kasabaya. Gelirken de, karşısına çıkan kasabalılara sormuş: “Sizin bir imamınız vardı, duydum ki tutuklanmış, acaba suçu neydi?” Dudak bükmüş kasabalı: “Devlet tutuklamışsa, vardır bir sebebi!... Zaten, son günlerde ileri-geri lâflar ediyordu... Çeksin cezasını zindanda!!!”
Kadı Efendi, aldığı bu cevaplardan sonra, gitmiş “çeşmeyi yaptıran adam”a... Kucaklamış onu: “Haklıymışsın!... İmamlarına bile sahip çıkmayan insanların, o çeşmeden su içmeye hakları olamaz!... O yazı, bir ibret levhası olarak kalsın çeşmenin üzerinde!”
Yusufiye
| Hakkımızda belki bu hayırlıdır
|
|
Çölde, yaşayan bir bedevinin bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırırdı. Bir gün tilki horozu alıp götürdü. Çoluk çocuğu üzüldü. Bedevi, hakkımızda belki bu hayırlıdır diyerek onları teselli etti. Bir kurt, yüklerini taşıyan merkebini parçaladı. Bedevi, üzülen çoluk çocuğunu yine, belki hakkımızda hayırlısı budur diyerek teselli etti. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de öldü. Bedevi yine ailesini teselli etti.
Bir sabah gördüler ki, ilerideki birkaç çadırda yaşayanlar, esir alınarak götürülmüş. Hayvanlarının sesleri, merkep anırması, horoz ötmesi ve köpek havlaması çadırda yaşayanları ele vermiş. Bedevinin hayvanları olmadığı için onların varlığından haberdar olamamışlar.
| October 23 Emri ilahi gelende her yan gamhaneye döndü, Giderken dostun elinde canlar mihaneye döndü, Yiğit ölmez vurmayınan, hatır bitmez sormayınan, Bu derde derman mı olur, bir kenarda durmayınan.. Yoldaşın oldu dertlerin,mateme düştü yurtların, Ciğer paren Bozkurtların deli divaneye döndü, Gelmezmiyim, gitmezmiyim, feryat figan ötmezmiyim, Canlar kabrinden gidende, ben yanına yatmazmıyım... Sefai'm duyar ellerden, Başbuğum düşmez dillerden, Sen gideli bu ellerden,gönlüm viraneye döndü... Yaylara çıkacağım, gezeceğim kurtlarıynan, Başbuğum rahat uyusun, başederim dertleriynen. |
YUSUFİYELİLERE VE ŞEHİT ÜLKÜ BEĞLERİNE MEKTUP (Fahri BOZGEYİK) |
“Gökyüzünü çadır, Güneşi tuğ eden bir ecdadın torunlarına…”
Yusufiyeli Ağabeğlerimiz,
Bir Eylül ayını daha geride bıraktık ... Demek, o kara ve kanlı Eylül’ün üzerinden tam 27 yıl geçti. Geride ise darağacında “soldurulan” 8 Gül, binlerce şehit, istikbali karartılan bir nesil ve hesabı sorulamayan bir “dava” kaldı…
Yaşamaktan çok inandıkları değerlerin yaşatılması için mücadele eden “Yusuf yüzlüler” sizlere layık olamadık, bizi affedin. Ölerek yaşatmanın ne demek olduğunu sizlerden öğrendik ama sizler gibi ölmeyi bir kenara bırakın adam gibi “yaşayamadık” bile sevdalarımızı, bizi affedin… Artık bıraktığınız gibi değil “hiçbir şey”…
Bir zamanlar “iflah olmaz birer Türkeş çiydik!”. Sonra Başbuğ Hakk’a yürüdü ve onca yıllık kardeşlik, ülküdaşlık bağları eridi, eritildi. Biz “Sizin yanlışınız bizim doğrumuzdur” demeyerek saf tuttuğumuz için, “Yanlış yapmayın” dediğimiz için “hain” ilan edildik...
Bir ara iktidar ortağı olunca sevindik. Şehitlerimizin, gazilerimizin,”mahzun ve mazlum bir neslin” hesabını sorarlar diye ümitlendik.. Marmaris’teki kan emici “itin” yakasına yapışıp hesap sorarlar diye çok bekledik ama olmadı..”Orada bir it var onun yüzünden bütün Marmaris`i ateşe verirdim” türküsü ile kendimizi avuttuk, bizi affedin...
Hesap sormak bir yana “bunlar eli kanlı katil” diyenlere, cevap veremeyen, aldığı Devlet(!) terbiyesinden olsa gerek, ”esas duruşunu bozmadan” selam duranları görünce utandık... Dahası o malum kadının ismi ile anılan “Af (!)”ın kapsamına, 12 Eylül mahkemelerinin verdiği insafsız cezalar nedeniyle hala “Yusufiyelerde” çile dolduran Muhsin Kehya, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Taylan Çoklar, Önder Ersoy, Ünal Osmanağaoğlu gibi arkadaşlarımız alınmadığı gibi, bunların aftan yararlanmasını gerektiğini söyleyenlere “Üç-beş çapulcu için hükümeti mi bozayım!!!” diyen bir şahsın, Başbuğun emaneti olan bir partide “Genel başkanı” olarak oturmasını “bunca şeye rağmen “ hazmedenleri görünce tiksindik... Bizi affedin...
Aziz Şehitlerimiz,
Memleketimizde değişen bir şey yok... Saçlarımıza dökülen aklardan başka…Ama bunca ihanete, kahpeliğe rağmen iyi şeyler de yok değil… Ülkücü olmanın ve “ülkücü kalmanın” enayilik sayıldığı ülkemde, enayilik sayılsa da “inadına” Ülkücü kalacağız diyen bir grup “deli” ülkücü hala var... Onlar hala sizin yolunuzdan yürüyorlar... Belki ara sıra mezarlarınızı da ziyaret edip “gül bırakıyorlar”, size fatihalar yolluyorlar...
Rahmetli Galip Erdem’in dediği gibi, “uyuyan ve uyutulan milletimin kulaklarının dibinde davul çalmaya devam ediyorlar”... Her zaman yüce Türk Milletini sahipsiz sananlara bu vatanın sahipsiz olmadığını göstermek için “dimdik ayaktalar”...Allah şahidimizdir, her zaman siz şehitlerimizle beraberiz... Çünki biz sizden hiç ayrılmadık ki... Sürekli hasbihal ediyoruz sizlerle...
-Ruhi Kılıçkıran ...?
-Burada !
-Süleyman Özmen ...?
-Burada !
-Recep Haşatlı
-Burada !
- Darağaçlarına çekilen 8 yiğidim... Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kesre, Selçuk Duracık, Halil Esendağ, Cevdet Karakaş, Cengiz Baktemur... sizler de burada mısınız ? !
-Evet !
Allah’a, Kuran’a ve silaha yemin olsun…! Davanız davamız, yolunuz yolumuz, emanetiniz emanetimizdir ! Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız! Emanet ettiğiniz TÜRK-İSLAM DAVASI nı sonsuza kadar yaşayacağız ve yaşatacağız... Ve ardınızdan marşlar söylemeye devam edeceğiz;
- YASTIĞIMIZ MEZAR TAŞI YORGANIMIZ KAR OLSUN,
- BİZ BU YOLDAN DÖNERSEK NAMUS BİZE AR OLSUN…<!--[if !supportEmptyParas]-->
Fahri BOZGEYİK | August 22
ORTALAMA BİR TÜRK VATANDAŞININ BİR GÜNÜ
Vatandaş Osman Bey,sabah 7.00 de CASİO masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.Puffy yorganını kaldırdı.BOSS pijamalarını çıkarıp ADİDAS terlilerini giydi.CLEAR şampuanı ve PALMOLİVE sabunuyla duşunu aldı.COLGATE ile dişlerini fırçalayıp ROWENTA ile saçlarını kuruttu.GIORGIO ARMANI gömleğini ve CALVIN KLEIN takımını giydi.LİPTON çayını içti.SONY televizyonda medya özetlerini ve SHOW haberleri izledi.CITIZEN kol saatine baktı.Aile fertlerine ‘ÇAV’ deyip HYUNDAI otomobiline bindi.PHILIPS radyosunu açarak, rock müziği buldu.Ağzına OLİPS şeker attı.Şehrin göbeğinde MEGACENTER deki ofisine varınca, IBM bilgisayarını çalıştırdı.MİCROSOFT OFFİCE EXCEL-2003 e girdi.Ofisboy’dan NESCAFE sini istedi.Saat 10.00 a doğru açlığını yatıştırmak için GRİSSİNİ yedi.BURGER KING cafeye gitti.Ayaküstü COCACOLA ve hamburgeri mideye indirdi.Akşam üzeri iş çıkışı Image Bara uğrayıp, J&B’ sini yudumladı sonra köşedeki Shopping Center a uğradı.Eşinin sipariş ettiği ARIEL deterjen, ACE çamaşır suyu, MİLKA çikolata, DANONE yoğurt ve SPRITE gazozu alarak kasaya yanaştı.garanti BONUS CART ile faturayı ödedi.Akşam evde TV GUIDE a göz atan Osman Bey, kanallar arasında zapping yaparak STAR daki programları izledi.Saat 22.00 ye doğru DIGITURK da Türk dili üzerine panel başladı.Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ diye gerindi ve uyudu..
Hala uyuyor…
AıÜüÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL ESASLARI
Gayemiz iyi bir Türk olmaktır. İyi bir Türkolmak, Türk'ün törelerini, dilini, dinini, ülküsünü iyi bilmek, iyi yaşamaklaolur. Türk'ün gücü imanıdır. İmanının özü ise kendi öz kültürüdür. Türk kültüründe,milletin aynı kültür doğrultusunda yaşamasının sağlanması için, üç unsura kayıtsızşartsız bağlanılması gerekmektedir. Lider, doktrin, Teşkilat. Bu üç unsuru iyibilmek, anlamak, yaşamak zorundayız. Bu üç unsur milletin birlik, dirlik ve güçlülüğünüsağlayan temel prensiplerdir. Türk kültüründe güçlü devlet kurabilme, Turan'ı gerçekleştirebilmekve Kutlu Düzeni sağlamak için gerekli olan bu üç unsuru tek tek tetkit etmekgerekiyor.
LİDER
Liderlik, okullarda okuyarak, ihtisas yapılarakelde edilebilecek bir mefhum değildir. İnsanlar birbirinden ayıran bir özellik şahsikarakteridir. Bazı insanlar inançlarına tam anlamıyla bağlıdır. Yaşayış tarzınıtamamen inançlarına göre düzenler. Duygularını ve düşüncelerini bu inançistikametinde yönlendirir. Bu kişilerde bu inançlarına bağlılık karakteristik birözelliktir. İşte Cenabı Allah bazı şahsiyetli insanlara, kendi kültür öğeleriniiyi yaşama vasfını nasip etmiştir. Türk lideri de, Türk kültürünün bütün öğelerinien iyi bilen, en iyi uygulayan şahsiyet sahibi olmalıdır.
Türk'lerde liderlik vasıflan ve Türk kültürüiçerisinden çıkarılmış bazı öğeler şunlardır:
Lider, özü sözüne uygun olan kimsedir. Lider, yüksek bir ahlakın, üstün birseciyenin sahibi olan kişidir. Lider, ölüme giderken de inançlarındantaviz vermeyen kişidir. Lider, teşhisinde yanılmayan, kolay kolayaldatılmayan, aldanması mümkün olmayan kişidir. Lider, milli olanı milli olmayana her zamantercih eden, bu tutumunda her zaman kararlılık gösteren kişidir. Lider, her türlü haksızlığın karşısındabaşını dimdik tutan ve zorbalıklar önünde eğilmek nedir bilmeyen kişidir. Lider kişinin, sınıfların, baskı gruplarınınyararına değil, öncelikle milletin menfaatlerini düşünmesini bilen kişidir. Lider, milli olmayan her düşüncenin, herekonomik sistemin ve devlet anlayışının karşısında milli olanı büyük birfaziletle, korkusuzluk ve cesaretle savunmasını bilen kişidir. Lider, milleti meydana getiren dil, din, kültür,tarih ve soy birliğine, vatan kavramına sadakat ile bağlılık ile göstermenin birzaruret olduğuna inanan kişidir. Lider, sosyal hafiflikleri değil, milli vakarve üstünde tutulmasını isteyen ve bu konuda her türlü dikkat ve titizliği gösterenkişidir. Lider, gerek iç politikada, gerekse dışpolitikada olsun, millet ve devlet yararına alınması ve geliştirilmesi gerekenmeseleleri kendi politik ve kişisel çıkarları için bir araç olarak kullanmakheveskarlığına kapılmayan kişidir. Lider millet devlet felsefesini "DevletiEbed müddet" ilkesi doğrultusunda ve kendi soylu esprisi dahilinde yaşatmayı amaçlayankişidir. Lider, milleti, devleti ve ülkeyi tehdit edenher alçakça girişimin tam zamanında karşısına dikilen kişidir. Lider, milletin ruh ve gönül yapısı ilesosyal alışkanlıklarını daima göz önünde bulundurarak, millete en yararlı olmasıgereken çare ve tedbirleri almada başarı gösteren kişidir. Lider, nazizme, faşizme olduğu kadar komünizmede, millet varlığı için tehlikeli gördüğü her türlü kozmopolit akım vesistemlere de olmaz demesini, durdurucu, caydırıcı ve önleyici tedbirler koymasınıbilen kişidir. , Lider, günübirlik meselelerin yerine büyük ülküleri gerçekleştirmeyi,milletin, devletin ve ülkenin 10-15 yıl sonraki geleceğini değil, 50-100-200 ve hatta500 yıl sonraki geleceğini düşünen bunun ilmi hesaplarını, aritmetiğini varsayımdan,ihtimallerden ötede değerlendirme cihetine yönelen kişidir. Lider, kanunların örf, gelenek ve adetlerlemodern teknikte ilim ve uygarlık anlayışının birbirinin tamamlayıcıları olarakbenimsenmesi üzerinde önemle duran kişidir. Bu gerçeğe inanan,iman eden kişidir. Lider, milli istiklal, toprak bütünlüğü,milletin birlik ve beraberliği yolunda ölümü bile ehvenden sayan kişidir. Lider, milletini çağların üstünden sıçratarakmilletine bu ruh, bu inanç ve bu şuuru aşılayarak, onun ilim de, teknikte ve uygarlıktaen ileri milletlerin de önünde yer almasının mücadelesini veren kişidir. Lider, hiç bir ön yargı ve siyasi yatırımamacıyla yahut maddi menfaatleri karşılığında devlet sırlarını açıklamayan, buzavallılığı, benimsemeyen kişidir. Lider, her türlü iftira, yalan ve hakaretifade eden kelimeyi sözlüğünden çıkartıp atan kişidir. Lider, ön sezgisi kuvvetli, kararlı isabetli,fikir ve kanaatleri istisnasız bir şekilde en mükemmel, en iyi ve en doğru olan kişidir. Lider, güçlüklerden yılmaz, tehditlere papuçbırakmaz, vatanını bir pula satmaz. Lider, kavgadan kaçmaz, kaçırılmaz. Lider, dün neyi savunuyorsa, bugün de, yarında yine aynı şeyleri savunarak savaşını sürdürür, daima ileriye bakar, ufku daimailerisidir.
Türk töresinde liderde aranan vasıflarbunlardır. Bu vasıflara sahip bulunan şahsiyetler daima hedefe varır. Türk İslamdavasını sistemli hale getiren dava önderinde mutlaka bu vasıflar bulunmalı. Zira dünyamilletleri kendi menfaatleri için başka milletler üzerinde hesaplar yapmaktadır. Buvasıflara sahip şahsiyetler başka milletlerin kendi ülkelerindeki hesaplarını bozar.Bu vasıflara sahip olmayanlar ülkeyi başka milletlerin güdümüne bilerek veyabilmeyerek sokarlar.
Cenabı Allah sevdiği Türk milletine enbuhranlı günlerinde mutlaka kurtarıcı bir lider nasip etmiştir. Alparslan Türkeş yüzyılımızınbu vasıflara yegane sahip lideridir.Onun hayatı başlı başına bir mücadele başlıbaşına bir davadır. O lidere bağlılık ve teslimiyet, kendini Türk kabul edenlerinyapması gereken şeylerdir. Hele de bu Türk ufkunu Nizamı Alem'e yöneltmiş bir ülkücüise, liderini iyi tanımalı ve ona teslimiyet bilinci ile bağlanmalıdır.
1944 yılından beri fikirleriyle bütün Türkdünyası için hürriyet mücadelesi veren, doktrinleriyle de Türk Devleti'ni güçlü,kılmak milletinin mutlu olmasını sağlamak ve dünya insanlık aleminin gerçek adaletekavuşması için çizgisinden taviz vermeyen her türlü çileye rağmen Hak yolunda mücadeleyedevam eden ve Türk milliyetçiliğinin milletimizin milli meselesi olmasını sağlayan1300 yıl sonra Türk kurultayı yapan ve bu kurultayda Hakan'lık unvanı alan Dünya Türk'lüğünündeğişmez Lider'i Alparslan Türkeş'tir. Makamı "Başbuğ’luktur.
DOKTRİN
Bir milletin kendi kültürüyle yönetilmesi omilletin milletlerarası mücadelesinde zafer kazanmasına sebep olur. Liderlik anlayışımızdaolduğu gibi devletin, kalkınma meselelerini çözümde kendi kültürümüzü örnek alıyoruz.
Dolayısıyla devletin kalkınma politikasını,Türk Kültürünü incelediğimizde bazı dilimlere ayırmak zarureti hasıl oluyor. Bukonu uzmanları tarafından 9 dilime ayrılmıştır. 9 rakamı Türk Kültüründe ve İslaminançlarında kutsal sayılan bir rakamdır. Türkiye'nin kalkınmasını 9 farklımaddeler halinde dilimlere ayırıp her birini ayrı ayrı kültür potasında çözümlemeyoluna gidilmiştir.
Türkiye’nin bugün ileri gitmiş modernmilletlerin, modern devletlerin seviyesine ulaşması için dünya çapında ilim adamlarıve teknik insanlar kadrosuna ihtiyaç vardır. Bu kadrolarla tamamen, %100 milli birtutumla eksikleri tamamlamak, hataları gidermek gerekir.
Kendi öz değer ve kültür kaynaklarımızlamilli ihtiyaçlarımızı esas alarak telafi etme ve çare bulma düşüncesiyle 9 ışıkortaya konmuştur. "Herşey Türk için, Türk'e göre, Türk tarafından"sloganında manalaşan ve Ozan Arifin söylediği "Doktorun Türk, ilaç İslamolacak" mısralarına akseden milli kurtuluş ve milli yükseliş hamlesi dün olduğugibi bugün de hatta yarın da Türk Milletinin yegane kurtuluş reçetesidir. Çünkü diğerbütün fikri ve siyasi ideolojilerin karşısında tek Milli Doktrin'dir. Çünkü kaynağını,özünü Türk kültüründen almaktadır. Çünkü doktriner yapımız "Türk'lükgurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir."
Bu doktriner yapımızı maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.
1. Milliyetçilik 2. Ülkücülük, 3. Ahlakçılık, 4. Toplumculuk, 5. İlimcilik 6. Hürriyet ve Şahsiyetçilik 7. Köycülük, 8. Gelişmecilik ve Halkçılık 9. Endüstri ve Teknikçilik
Türkiye bu maddelerde izah edilen dilimleriiyice anlamadan , bu doktirinleri uygulamadan dışarıdan ısmarlama alınan yabancısistemlerle yükselişini ve kurtuluşunu sağlayamaz. Bu doktrin Türk’ün özü , Türk’ünkurtuluş reçetesidir.
Neden,Baba
Yıl 2020,kızım 18,ben 47 yaşındayım...
"Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay-yıldız varmış neden şimdi haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var?
2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk,o atlasta gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye toprağı imiş,şimdi neden o haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz?
Eskiden her mahallede 1-2 cami varken,şimdi neden her ilde bir cami var,dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış,günde 5 defa camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?
Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail'in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da,topraklarımızı sattırıp şimdi bu ufcık alana bizi hapsettiniz.Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları,emaneti böyle mi korudunuz. Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz baba?
Baba küçükken herkesin beni Aybüke diye çağırdığını hatırlar gibiyim şimdi neden bana Angel diyorlar,beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi söyledin?
Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba?Hergün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi ! mi getirdiler baba?Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki
Elime geçen gün bir kitapgeçti baba,senin gençliğinden kalan .Biz Ankara'ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317 şehit vererek "Gazi" lik ünvanını kazanmış.Neden şimdi oraya kürdistan diyorlar baba.Baba hani sizlere kürtlerle Türkler kardeştir demişler,peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular.
Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti.O her kimse 1933'te Bursa'da bir nutuk vermiş,ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken,sizin gençliğiniz bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız.
Şimdiki kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin,hiç mi kanın donmadı baba.Neden hesap sormadınız bunları görmezden gelen yöneticilerinize?
O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi hain yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmışve hitabenin sonunda da "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."demiş.Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız.
Baba Türkiyeli ne demek,biz Türk çocuğu değil miyiz,soyumuz belli değil mi bizim ,o kitapta okumuştum "Ne mutlu Türküm diyene" yazıyordu.Peki baba ben neden mutlu değilim.Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz.
Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız,kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz.Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz.
Hiç mi kitap okumadınız,hiç mi sizi uyaran olmadı,hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildiğini,eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hainlerden ne farkınız kaldı.Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız baba. "Vatan sevgisi imandandır" diye bir hadis varken hadi diyelim ki Türklüğünüzden vazgeçtiniz bari İslam'ın emrine uysaydınız.
Senin eski cd'lerden dinledim baba,bizim de bir İstiklal Marşı'mız varmış,o marşı yanlızca körü körüne ezberlediniz mi?Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış,demiş ki "Ey Türk titre ve kendine dön."Baba ne zaman titreyeceksiniz,Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç birşey titretemez sizi.
Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün."Ya devlet başa,ya kuzgun leşe" diyebilecek bir Hasan Tahsin,bir Şehit Şahin,bir Sütçü İmam yok muydu aranızda?Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!
Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba.Türklüğünüzden utanmadınız hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba.Bu vatan göz göre göre altınızdan kayarken hiç olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ?"
|
|